2023 için umut ışığı…

Yeni eğitim-öğretim yılı başladı; çalan ilk ders zili ile öğrenciler sınıfları, sıraları doldurdu, ışıl ışıl gözlerle, yepyeni heyecanlarla…

Bu yıl da her yıl olduğu gibi Milli Eğitim Sistemi’miz, sorunları, çözümsüzlükleri, çıkmazları, modernize edilmesi gereken alanları, modernize edilmiş ancak doğru biçimde işlemeyen uzuvları, uygulamaları tartışma konusu. Malum, liselere giriş sınavı ve sistemi bu yaz da aileleri, gençleri hayli yordu, üzdü. Sistemin mimarı derhal açığa alındı, ek yerleştirmelerle durum telafi edilmeye çalışıldı; kontenjanlar boş, öğrenciler okulsuz kalmıştı.

Yeni Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Ziya Selçuk, yeni kabinenin belki en çok merak edilen, izlenen Bakanı, yukarıda sıraladığım sebepler nedeniyle. Zira Bakan Selçuk, tüm kariyerini eğitim, eğitim teknikleri, yaklaşımları, sorunları gibi konular üzerine yaptığı araştırmaları, çalışmaları ile şekillendirmiş bir eğitim neferi, bir eğitim gönüllüsü olarak zaten çokça tanınıyor ve takdir ediliyordu.  Tabi yine bu durumun doğal bir sonucu olarak Bakan Ziya Selçuk, olumsuz, yakışıksız ve spekülatif birçok iddianın, saldırının ve eleştirinin de hedefinde.

Göreve başladığından bu yana yaptığı açıklamalar, eğitim sistemimize dair tespitleri, attığı adımlar umutları yeşertmeye devam ediyor.

Bulma Konferans’ında yaptığı bir tespit eğitim sistemimizin adeta bir fotoğrafı gibiydi: Sınıf kapılarının iç kısımlarının ciddi biçimde eskimiş, zarar görmüş, yıpranmış olmasına karşın dış kısımlarının, içe nazaran, neredeyse gıcır gıcır olduğuna dikkat çekti Selçuk. Çünkü öğrencilerimiz, çocuklarımız zil çalınca dışarı fırladıkları gibi koşarak, hevesle girmiyordu sınıfa. ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği’, ‘gelecek kuşaklar’, ‘gelecek nesiller’ diye bastıra bastıra altını çizdiğimiz geleceğimizi böyle hevesli mi yetiştiriyoruz biz? Bu hepimizin düşünmesi, tartması gereken hayati bir soru. Hepimiz farkındayız aslında, yanlışların, aksaklıkların. Önceki yönetimler, bakanlarımız da farkındaydı. Ancak, Bakan Selçuk, hepsinden farklı olarak ‘eğitim’ konusunda bilgili, donanımlı ve tecrübeli. Bu nedenle önceki yönetimler günübirlik, popülist çözümleri tercih ettiler ve neticede yap-boza dönmüş bir milli eğitim sistemi çıktı ortaya. Sistemdeki, mevzuattaki değişiklikleri takip edemez olduk.

Bakan Selçuk dedi ki; “Benden 3 ayda, 5 ayda çözüm beklemeyin: derdimiz büyük. Biz masadaki tuzluğun yerini değiştirip sistemi değiştirdik demeyeceğiz; masayı yeniden inşa etmeye çalışacağız. Ve bu da zaman alacak.”

İlköğretime yeni başlayan pırıl pırıl bir çocuğun, ondan daha heyecanlı annesi olarak umutla bekliyor ve izliyorum Ziya Bakan’ı. Benim çocuğum görür mü bilmem ama tek temennim, hatta duam bu cumhuriyetin çocukları –Kurtuluş Savaşı’nın en çetin zamanında dahi Maarif Kongresi’ni erteletmeyecek hatta bizzat başkanlık edecek derecede eğitimi önemseyen Atatürk’ün çocukları- hakkettikleri eğitim-öğrenim olanaklarına kavuşsun. Çünkü ancak o zaman 2023 hedeflerimizi, 2071 hedeflerimizi konuşabiliriz. Aksi gerçekçi ve samimi olmaz. Çünkü ancak o zaman kendini bilmiş, kendini bulmuş, yaşadığı coğrafyanın farkında ve daha dik duran, ulusal ve/veya uluslararası arenada sesini değil sözünü yükselten, örnek gösterilen ve örnek alınan bir devlet, vatan, millet oluruz.